Mikrobik sarılık karaciğer iltihabı

Posted by Keops | Bebek Çocuk Sağlığı | Salı 20 Temmuz 2010 10:48

Karaciğeri tutarak iltihaba sebep olan virüs etkenlidir. Önceleri iki tip virüs (A ve B) ile meydana geldiği bilinmekte idiyse son çalışmalar hepatit yapan virüs sayısının daha fazla olduğunu göstermiştir.

Hastalık etkeni vücuda girdikten bir süre (15-75 gün) sonra karaciğeri tutarak iltihaba sebep olur ve karaciğerin fonksiyonları bozulur. Böylelikle hastalık belirtileri ortaya çıkar.

Belirtileri
• Halsizlik, bitkinlik, yorgunluk.
• İştahsızlık
• Karın ağrısı ve şişkinliği
• Bazen bulantı, kusma
• Sarılık. Göz akları ve deri sarı renge boyanır, idrar koyu sarı çıkar.

Tedavi
Köklü tedavi yoktur. Ancak destekleyici tedbirler alınır.
• İlk 1-2 haftada istirahat şarttır.
• Ağızdan yiyemeyen hastalara serum takılır.
• Özel bir diyet yoksa da karaciğeri yorabilen aşırı yağlı ve kızartmalı yiyeceklerden kaçınmalıdır.
• Hastaya mümkün olduğu kadar ilaç verilmez. Sadece B ve C vitaminlerini alabilir.

Korunma
En iyisi hepatite yakalanmamak için tedbir almaktır. Korunma iki türlü olur.

a) Hijyenik şartlara uymalıdır. Hastalık etkeni (özellikle A virüsü) ağız yoluyla girdiği için kirli yiyecekler yenmemeli, gıdalar iyice yıkanmalıdır. Hastalar tecrid edilmeli ve idrar, dışkı, tükürük gibi çıkartılar, hiçbir tarafa temas ettirilmeden imha edilmelidir. B virüsü % 90-95 oranında bu virüsü taşıyan kan ile geçtiği için, enjektörler ikinci defa kullanılmamalı, kan naklinde B ve C virüsü mutlaka meşgul olan hastane personeli gerekli şartlara uyarak korunmalıdır.

b) Çocuklara sağlıklı iken hepatit aşısı yapılmalıdır. (aşı takvimine bakınız.) Çocukluk çağında B ve C tipi ile geçirilen hastalığın müzminleşme ihtimali daha fazla olup tehlikeli hastalıklara dönüşme riski mevcuttur. Bu sebeple B aşısının önemi büyüktür. C virüsü sadece kan nakli ile geçtiği için virüs taşıyan veya şüpheli olan kanlar nakledilmemelidir.

Myeloproliferatif bozukluklar

Posted by Keops | Bebek Çocuk Sağlığı | Salı 20 Temmuz 2010 10:47

Bu bozukluklar, eş zamanlı olarak karaciğer, dalak ve uzun kemiklerde hematopoietik elemanların proliferasyonu ile birlikte olan, kemik iliği içindeki artmış bağ-dokusu pro-liferasyonuyla ortaya çıkan panproliferatif bir olgu spekturumunu oluşturmaktadır.

Myeloid metaplazi; polistemia vera, idiopatik trombositozis ve myelojenöz lösemi’ye yakmen bağlıdır. Karşılaşılan en büyük dalaklar myelopro-liferatif bozuklukları olan hastalarda olmaktadır ve splenomegali bazen obstrüktif hepatik fibrozis veya belirgin olarak büyümüş olan dalak içindeki kan akımının artmasından dolayı portal hipertansiyonla birlikte olmaktadır.

Belirgin splenomegali sıklıkla dalak enfarktüsüne bağlı ağrı ile birliktedir ve dalak büyüklüğünün derecesi yaygın abdominal rahatsızlık ve erken doyma ile kendini göstermektedir. Diğer semptomlar şunlardır: spontan kanama, kemik ağrısı, kaşıntı, hipermetabolizma ve hiperüremi’ye bağlı komplikasyonlar. Dalak kolayca palpe edilir ve bu hastaların üçte-ikisinde hepatomegali vardır.

Dolaşımdaki eritrositler fragmantasyon ve immatür şekiller ile göz-yaşı ve uzamış şekilde poikilositoz ile karakterizedir. Genellikle normokromik bir anemi vardır. Beyaz küre sayısı belirgin olarak artmıştır ve periferik yaymada immatür myeloid hücreler mevcuttur.

Trombosit sayısı değişkendir; hastaların yaklaşık üçte-birinde trom-bositopeni bulunurken hastaların dörtte-birinde 100,000/mm3″ün üzerinde trombositoz vardır. Çoğu durumda myeloproliferatif bozuklukları olan hastaların tedavisi periodik transfüzyonlar, busulfan gibi alkalizan ajanlar ve kemik iliği yetmezliğine bağlı anemisi bulunan hastalarda erkeklik hormonlarının verilmesi esasına dayanmaktadır.

Semptomatik splenomegali ve transfüzyon ihtiyacında belirgin artış veya kemoterapiyi engelleyen trombositopeni durumunda splenektomi endike olabilir. Portal hipertansiyon ve özofagogastrik varisleri olan hastalarda splenomegali sıklıkla genişlemiş venlerin çapında azalma veya venlerin kaybolması ile sonuçlanmaktadır.

Splenektomi belirgin bir kompensatuar hemopoietik organın çıkarılmasıyla sonuçlanmamakta, ayrıca operasyon yüksek bir komplikasyon oranı ile birlikte olmaktadır. Bu hastalarda postoperatif trombositoz ve/veya süperior mezenterik ven ve portal ven içine uzanan splenik ven trombozu daha sık olarak oluşmaktadır.

Komplikasyon sıklıkla operasyondan sonra l’inci haftaya kadar görülmeyen dirençli asit, hepatik yetmezlik ve renal yetmezlikle karakterizedir. Bu komplikasyonun insidansı preop-eratif olarak varolan bir trombositoz düzeltilerek ve hasta aspirin veya dipridamol ve düşük-doz heparin veya kumarin gibi trombosit anti-agregan ilaçların bir kombinasyonu ile hazırlanarak azaltılmaktadır.

Otizm otistik çocuklar bebekler

Posted by Keops | Bebek Çocuk Sağlığı | Salı 20 Temmuz 2010 10:44

Çocuk dendiğinde aklımıza neşe, canlılık, bitmek ve tükenmek bilmeyen bir enerji gelir. Genellikle çevremizde bu tip çocuklarla karşılaşır ve onların oyun ve hayal dünyalarını hayretler içinde seyrederiz.. Aslında çocukları sevimli ve cana yakın yapan bu özellikleridir. Ancak çevresinde olup bitenlere karşı ilgisiz , dış dünya ile adeta bağını koparmış, kendi dünyasında yaşamaya çalışan çocuklar da vardır.

Bu çocukların en belirgin özellikleri sosyal ilişki kurmadaki yaşadıkları güçlüklerdir. Bu nedenle bebeklik dönemi sonrası toplum içinde bu çocukları hemen fark edebilirsiniz. Etraflarında örülü o kalın duvarı aşmak hatta bir pencere olsun açabilmek için hayli zorlanacağınız bu çocuklara otistik çocuklar denmektedir.

Yeni doğan her bebek yaşamın ilk günlerinde doğal otistik bir dönem geçirir.Yani çevresindeki insan ve eşyalara karşı ilgisiz ve dışarıdan gelen uyarılara karşı tepkisizdir. Ancak normal gelişim sürecinde bu dönem bir kaç hafta kadar devam eder ve giderek çocuk dış dünyaya açılmaya ve çevresiyle ve özellikle insanlarla ilgilenmeye ve ilişkiye girmeye başlar.

Otistik çocukların çoğu normal sayılan ve çok kısa süren bu dönemi bir türlü aşamaz ve dışa açılamazlar. Karşısına anne geldiğinde kimse yokmuş gibi tepkisiz kalan ve adeta bir gülücüğü dahi esirgeyen bu çocuklar dikkatli bir gözlemci tarafından hemen fark edilebilirler.

Genellikle bebekliğin ilk iki yılı içinde otizme ait belirtilerin başlaması beklenir. Nadiren bu belirtiler daha geç yaşta da başlayabilir. Otizm belirtileri çocuğun yaşına ve gelişim düzeyine göre çok farklılıklar gösterebilir. Bebekliğin ilk dönemlerinde annelerin ilk fark ettikleri çocuklarının diğer çocuklara nazaran daha az güldükleridir. Annenin bedensel teması, çocuğunu kucaklaması ve öpmesi her çocuğun arzuladığı bir işlev olmasına karşın bu çocukları rahatsız eder.

Adeta sevilmekten hoşlanmazlar ve tepki gösterirler. Ana babanın seslenmesine karşı yanıt vermemeleri nedeniyle çoğu aile çocuklarının sağır olduğunu dahi düşünebilir. Çevredeki insanların görünümleri, giysileri dikkatlerini çekmez. dışarıdan izlendiğinde adeta odada kimse yokmuş gibi davranırlar. İnsanlarla göz göze gelmekten kaçarlar. Yalnızlığı severler ve yalnız bırakılmaya tepki göstermezler.

Normalde çocuklar uyumadıkları dönemlerde yatakta kalmak istemez anneden ilgi beklerler. Ancak bu çocuklar uyumadıkları halde saatlerce yatakta sessizce kalabilirler. İlk dönemlerde anne ve babayı diğer insanlardan ayırmakta güçlük çekmelerine karşın yaşları ilerledikçe anne babaya bağlılıkları aşırı derecede artabilir ve ayrıldıklarında yoğun sıkıntı yaşayabilirler.

Otistik çocuklar en çok konuşma gecikmesi şikayeti ile hekime getirilirler. Bedensel gelişimi yaşına uygun olan çocuğun konuşması yaşıtlarına göre oldukça geridir. 5 yaşına geldiklerinde ancak % 50 si tek kelimelerle konuşabilir. Konuşmayı ilişki kurmaktan çok ihtiyaçların giderilmesi için kullanırlar.

Bir kısmı ise ileri yaşlarda dahi konuşamaz ya da konuştukları anlaşılamaz. Konuşmanın geriliği yanında bu çocuklarda söylenen sözcükleri tekrarlama ve kelime uydurma gibi konuşma bozuklukları görülebilir. Konuşmadaki bütün bu gerilik ve bozukluklar çocuğun ilişki kurmadaki zorluğunu bir kat daha artırır.

Her yaş çocuğu kendi yaşıtlarıyla oynamaktan hoşlanır. Yaşıtlarıyla bir araya geldiğinde onlarla ilgilenir ve oyun kurmaya çalışır. Otistik çocuklar ise hep yalnız olmayı tercih eder, çocukların içine karışmaz, hep bir köşede yalnız başına oynarlar.

Kendi özel davranış biçimleri ile diğer çocuklardan hemen ayırt edilebilirler. Örneğin kendi etraflarında defalarca dönme, tek ayak üzerinde zıplama ve odanın içinde bir köşeden diğerine koşma gibi amaçsızca tekrarlanan hareketleri vardır. El çırpma, tüm bedeni sallama gibi olağan dışı beden hareketleri dikkat çekicidir. İlgi alanlarının kısıtlılığı nedeniyle belirli oyuncaklarıyla hep aynı biçimde ve tekrar tekrar oynarlar.

Evde bulunan bazı nesnelere aşırı ilgi gösterebilirler. Mekanik aletlere ve dönen nesnelere ilgileri büyüktür. Bazı nesnelere karşı duygusal olmayan ve bize göre anlamsız aşırı bağlılıkları vardır. Bir parça sicim ya da gazoz kapağı onlar için vazgeçilmez birer nesne olabilir.

Yaşam içindeki olağan değişimlere karşı direnç gösterirler. Ev içinde bir eşyanın yerinin değişmesine izin vermez, eve alınan yeni bir eşyayı kullanmak istemezler. Değişime karşı bu direnç ailenin hayatında kısıtlamalara neden olacak derecede rahatsızlık verici olabilir.

Tepkileri ani ve yersiz olabilir. Öfke patlamaları, kendine zarar verici davranışlar ya da uygunsuz sevinç nöbetleri gözlenebilir. Yaş ilerledikçe çocuğun çevresiyle aktif ilişkiye girmesi artabilir ancak sınır koyamama gibi uygunsuz davranışlar devam eder.

Daha ileri yaşlarda zekası normal olan çocuklarda önceden olan olayları detaylı hatırlama ve akılda tutmalar görülebilir. Müzik, hafızada tutma ve okuma gibi bazı özel alanlarda garip ve akıl almaz becerileri olabilir.

Otistik çocukların aile tarafından hekime ilk getirilme nedeni genellikle konuşmalarındaki gecikmedir. Oysa daha ilk yıl içinde çocuğun dış dünyaya kapalılığı ilgili bir anne tarafından fark edilebilir. Kendisi ile dış dünya arasında kalın bir duvar olan bu çocuklar annelerinin gösterdiği sevgi ve ilgiye adeta kayıtsız kalırlar. Bir annenin bunu fark etmemesi mümkün değildir. Ancak çocuğuna karşı ilgisiz ve sevgisini gösteremeyen anneler bu bozuk gidişi anlamayabilirler.

Otistik çocukların bir çoğunda zeka düzeyi normalin altındadır. Bu çocuğun genel olarak işlevselliğini azaltan bir faktördür. Yapılan araştırmalar otizmin toplumda yaklaşık 10.000 çocuktan 4 ünde görüldüğünü göstermiştir. Erkek çocuklarda kızlara oranla 4-5 kat daha fazla sıklıkta görülür. Otistik çocukların kardeşlerinde bu hastalığın görülme sıklığı normal çocuklara oranla daha fazladır

Pamukçuk ağız mantar enfeksiyonu

Posted by Keops | Bebek Çocuk Sağlığı | Salı 20 Temmuz 2010 10:43

Pamukçuk, ağızda meydana gelen hafif bir mantar enfeksiyonudur; yanakların iç tarafına, dilin üzerine ve ağzın tavanına sürülmüş beyazımsı lekelere benzer.

Eğer beyaz leke kazınırsa, altında deri yanmış gibi görünür ve kanayabilir. Pamukçuk, sağlıklı yeni doğmuş bebeklerde meydana gelir. Belirtiler
Bebeğin ağzında, ağzının içinde ve çevresinde süte benzer ince bir tabaka.

Pamukçuk olan bebeğin ağzı yaradır.

Bebek emzirilirken rahatsızdır ve hatta emzirilmeyi reddedebilir.

Eğer bebeğinizde pamukçuk olduğundan kuşkulanıyorsanız, bebeğinizin doktoruna başvurunuz.

Teşhis koymak için çoğunlukla sadece bakmak suretiyle muayene yeterli olmaktadır.

Tedavi
Sağlıklı bir yeni doğmuş bebek genellikle hastalığı kendi başına yenebilmektedir.

Fakat, özellikle pamukçuk geniş bir alana yayılmışsa, nistatin adı verilen bir antimartar madde bu süreci hızlandırmaktadır.

Pamukçuk siyah hastalık

Posted by Keops | Bebek Çocuk Sağlığı | Salı 20 Temmuz 2010 10:42

Genellikle yetersiz beslenen çocuklarda görülür. Ağızda ortaya çıkan bir mantar türüdür. Başlangıçta beyaz noktalar halinde ortaya çıkan pamukçuk zamanla yayılıp ağız içersin i işgal eder.

Ne Yapmalı
• Ciddiye alınmadığı takdirde solunum yollarına yayılma istidadı bulunduğundan; bebek mutlaka bir çocuk doktoruna gösterilmeli ve gereken ilaç alınmalıdır.

• Pamukçuk tedavisinde antibiyotik verilmesi yanlıştır. En iyi ilaç, bugün için, “Nystatin” dir.
Korunma:Pamukçuğa yakalanan bebeğin beslenmesine ve temizliğine dikkat edilmelidir. Zira, zayıf bir bünyede, pamukçukla birlikte başka hastalıkların görüldüğü vakalar çoktur.

SİYAH HASTALIK (MELENA)
Yeni doğan bebekte kan pıhtılaşmasını sağlayan “trombosit” miktarının az olması sebebi ile deride, iç dokularda, mide ve bağırsak Yollarında kanamalar görülür. Halk arasında buna “siyah hastalık” adı verilir.

Tedavi:
• Bebek bir doktora gösterilmeli, kan içindeki trombosit miktarı kontrol ettirilmelidir.

• Kan tahlili sonunda doktor ortaya çıkan neticeye göre gerekli tedaviyi sağlayacaktır.

Parazit aşıları aşılama

Posted by Keops | Bebek Çocuk Sağlığı | Salı 20 Temmuz 2010 10:40

Parazit Aşıları
Hayvanların parazitlere karşı aşılanmalarıyla elde edilen başarılı sonuçlar, insanlarda da anti parazit aşıların kullanımı konusunda cesaret uyandırmıştır. Araştırmalardan elde edilen ilk sonuçlar oldukça sevindiricidir. Sistosoma, tatlı su sivrisinekleriyle bulaştırılan, tedavisi için herhangi bir ilaç olmadığı için aşıyla korunmanın önemli olduğu aşikar olan bir parazittir. Hayvan deneylerinde yüz güldürücü sonuçlar alınmıştır. Ancak insanlarda kullanılabilecek bir aşı henüz geliştirilememiştir. Bu konuda çalışmalar devam etmektedir.

Tripanosoma, uyku hastalığına neden olan parazittir. Amerika ve Afrika kıtasında görülen hastalığın farklı iki tipi için ayrı aşı geliştirilmesi çabaları halen sürmektedir.

Sıtma, plazmodyum adı verilen parazitin yolaçtığı ciddi bir hastalıktır. Ülkemizde özellikle Çukurova Bölgesinde halen sıkça görülmektedir. Sivrisineklerle insandan insana bulaştırılır, hastalığın kontrol altına alınması için tüm dünyada sürdürülen gayretler henüz istenilen ölçüde başarılı değildir.

Her yıl Afrika’da 1 milyon çocuk sıtma nedeniyle ölmektedir. Bu hastalığa karşı doğal bağışıklık yavaş geliştiği için sıtma atakları yıllarca devam eder. Sağ kalanlarda 10 yıl gibi bir süre içinde hastalık gerileyebilir.

Moreno ve Patarroyo 1989 yılında, sıtmaya karşı geliştirdikleri sentetik aşılarını bilim dünyasına duyurmuşlardır. Gönüllü insanlarda yapılan araştırmalar, aşının etkili olduğunu göstermiştir. Ancak geniş çaplı saha uygulamaları yapmadan kesin bir güven oluşması olası değildir.

Şark çıbanı olarak bildiğimiz “Leismaniasis” hastalığına karşı aşı geliştirme çabaları olumlu sonuçlar vermiştir.

Pnömokok aşısı streptokok pnömoni

Posted by Keops | Bebek Çocuk Sağlığı | Salı 20 Temmuz 2010 10:38

Pnömokok aşısı
√ Streptokok Pnömoni çocukları ve yetişkinleri etkileyen ve tüm dünyada çok yaygın olarak görülen bir enfeksiyondur.

√ Üst solunum yollarına invaze olan mikroorganizma bakteriyemi ve menenjit gibi dissemine enfeksiyonlara, pnömoni, sinüzit ve otit gibi alt ve üst solunum yolu enfeksiyonlarına neden olur.

√ Aşı tüm risk gruplarına önerilmektedir.
Bunlar;
• 65 yaş üstü ve 2 yaş altı,
• kronik akciğer,
• kalp,
• karaciğer hastalığı,
• diyabetes mellitus,
• fonksiyonel veya anatomik aspleni,
• HIV enfeksiyonu,
• lösemi,
• lenfoma,
• yaygın malignensi,
• sistemik steroid alımı,
• nefrotik sendrom
• ve transplantasyon.

√ Aşı 23 farklı serotipin polisakkarit antijenini içerir.

√ Aşının koruyuculuğu immünsüpresif hastalarda daha az olmakla beraber %65-81 arasında değişmektedir.

√ Aşı subkutan olarak yapılır ve 10 yıl kadar korur.

√ Aşının yan etkileri; Hafif ateş ve lokal yan etkilerle sınırlıdır.

√ Aşı 2 yaş altında rutin yapılması düşünülse de 2 yaş altındaki çocuklarda aşıya antikor yanıtı gelişmemektedir.