Yeni doğanda indirekt hiperbilirubinemi

Posted by Keops | Bebek Çocuk Sağlığı | Cuma 16 Temmuz 2010 08:39

Yenidoğan ünitelerinde en sık karşılaşılan sorunlardan birisi yenidoğan sarılıklarıdır. Ancak sarılıkların büyük bir kısmı selim seyirli olup sekelsiz iyileşir. Zamanında tanı konmayan ve tedavi edilmeyenlerde ise bazen çok ciddi sekeller kalabilir. Bu nedenle hiperbilirubineminin patolojik olanını ve olmayanını ayırmak önem kazanır.

Bilirubin metabolizması
Hemoglobinin oksijen taşıyan bölümü olan hem (demir protoporfirin IX) in katabolizması sonucu ortaya çıkan bilirubinin %75 ‘i, dolaşan eritrositlerin yıkımından, %25′i ise yetersiz eritropoez ile myoglobin, sitokrom, katalaz, siklooksijenaz, guanilsiklaz, nitrik oksit sentaz ve peroksidaz gibi diğer hemoproteinlerin yıkımından gelir. Retiküloendotelyal sistemde toplanan ve parçalanan eritrositlerden önce globin zincirleri ayrılır. Daha sonra hem halkasındaki x-karbon atomu ayrılır ve karbonmonoksit olarak atılır. Demir tekrar kullanıma girerken, hem önce biliverdine daha sonra bilirubine dönüşür.

Hem oksijenaz, karaciğer, dalak ve makrofajlarda bulunur ve hem yükü arttkça, enzimin aktivitesi de artar. Kalay ve çinko protoporfirin gibi metalloporfirinler ise hem oksijenazı inhibe eder. Buradan hareketle, hiperbilirubineminin tedavisinde metalloporfirinler kullanılmıştır.

1 gram bilirubin içindeki intramoleküler hidrojen bağları, polar grupları molekül içinde tutulduğundan dolayı suda çözünmez haldedir. Bilirubin zayıf asidik olduğu ve suda çözünmediği için, safraya atılmadan önce konjuge edilmesi gerekir.

Biliverdin suda eriyen bir molekül olmasına rağmen, enerji kullanılarak bilirubine çevrilmesi ve daha sonra yine enerji kullanılarak suda eriyen bir forma dönüştürülmesini, vücudun genel işleyiş tarzı ve metabolizma açısından açıklamak zordur. Ancak, plasentanın yalnızca bilirubini uzaklaştırabildiği, buna karşılık biliverdini uzaklaştıramadığı bilinmektedir.

Biliverdin birikmesinin fetusta toksik hem metabolitlerinin artmasına yol açabileceği düşünülebilir. Bilirubinin antioksidan bir madde olduğu ve membran lipidlerinin peroksidasyonunu önleyebileceği, antioksidan sistemleri henüz yeteri kadar gelişmemiş olan yenidoğanlarda bu etkinin çok daha fazla olabileceği öne sürülür. Bu durumda bilirubinin yararlı etkilerinden söz edilebilir.

Bilirubin, üç tek karbon köprüsüyle birbirine bağ1anmış dört pirol halkasından oluşur. Bu molekülün üç boyutlu yapısında, bütün polar gruplar molekül içinde bulunduğundan hidrofobik ve lipofilik bir özellik kazanır. Membranlardan geçişi kolaylaştıran bu özellik, intrauterin döneminde plasenta yoluyla temizlenmeyi sağlarken postnatal dönemde kan-beyin bariyerini kolayca geçebilmesine ve zararlı etkilerin ortaya çıkmasına neden olur.

Bilirubinin bu zararlı etkilerini azaltmanın bir yolu albumine bağlanmasıdır. Bu şekilde karaciğere taşınan bilirubin orada glukuronik asit ile konjuge hale gelince suda çözünürlüğü artar, membranlardan atılması kolaylaşır. Fetal hayatta, karaciğerde konjugasyon olmaz hatta bağırsakta bulunan alfa-glukronidaz enzimi, oluşabilecek konjuge bilirubinleri de parçalar. Doğumdan sonra ise, karaciğerde konjugasyon aktif hale gelirken bağırsaktaki alfa glukuronidaz aktivitesi ise azalır.

Yenidoğanlarda doğumdan sonra bilirubin düzeyi artmaya başlar. Bu artışın nedenleri olarak eritrosit ömrünün kısa oluşu (70-90 gün), doğumdan sonra fonksiyonu azalan büyük hematopoetik havuzdan ortaya çıkan hem yükü ve sitokrom çevriminin artması sıralanabilir. Bağırsak mukozasından olan bilirubin emilimi de bu yüke katkıda bulunur.

Beslenemeyen yenidoğanda bağırsak motilitesinin az olması, mekonyum içinde bol bilirubin bulunması ve bilirubini ürobilinojene çevirecek bağırsak bakterilerinin henüz bulunmaması, enterohepatik dolaşımı artıran faktörlerdir. Oral agar, kolestiramin ve aktif kömür verilmesi, bağırsaktaki bilirubini bağlayarak hiperbilirubineminin artmasını önler.

Dolaşıma geçen bilirubinin büyük bir bölümü hızlı bir şekilde albumine bağlanır. Her bir albumin molekülüne 2 bilirubin molekülü bağlanabilir. Bilirubin serumda 4 değişik halde bulunabilir:
1. Albumine bağlı konjuge olmamış bilirubin
2. Albumine bağlanmamış serbest bilirubin
3. Konjuge bilirubin (safra ve böbrek yoluyla atılabilir)
4. Albumine kovalan bağlı konjuge bilirubin (delta bilirubin)

Bilirubin analizi sırasında delta bilirubin öçülemez. Konjuge bilirubin, direkt bilirubin olarak ölçülürken, albumine bağlı ve serbest olan konjuge olmamış bilirubinin tamamı indirekt bilirubin olarak ölçülür.

Karaciğere gelen albumine bağlı bilirubin, karaciğer hücre yüzeyinde albuminden ayrılır ve membran reseptörlerine bağlanır. Hepatosit içine geçen bilirubin, ligandin veya Y proteini adı verilen intraselüler reseptöre bağlanarak, düz endoplazmik retikuluma taşınır. Hepatosit içindeki bir diğer reseptör olan Z proteininin bilirubin afinitesi zayıftır.

Yenidoğanlardaki ligandin düzeyi, erişkinlere nazaran düşüktür ancak bu düşüklüğün klinik önemi bilinmemektedir. Düz endoplasmik retikuluma gelen bilirubin, uridildifosfat glukronil transferaz enzimi yardımıyla suda eriyen iki glukronil grubunun eklenmesi ile mono ve diglukuronid şekline dönüşür. Yenidoğanlarda monoglukuronid şekli daha fazla meydana gelir.

Yenidoğanda UDPGT düzeyleri düşüktür, ancak doğumdan sonra ister prematüre olsun ister term olsun bütün bebeklerde enzimin aktivitesi hızlı bir şekilde artar ve 1-2 hafta içinde erişkin düzeye ulaşır.

Glukoronidle konjugasyon, bilirubin atılımının %90′ını oluşturur. Kalan bilirubin ise glukoz, ksiloz, taurin gibi başka maddelerle konjuge olarak veya oksidasyon, hidroksilasyon veya reduksiyon reaksiyonlarına girerek suda erir hale gelir ve atılır.

Konjuge edilen bilirubin kanaliküler membrandan bir taşıyıcı yardımı ile safra içine atılır. Enerji gerektiren bu işlem sonunda safra kanalındaki bilirubin konsantrasyonu, hepatosit içindekinin 100 katına kadar ulaşır. Bağırsağa geçen konjuge bilirubin tekrar emilmez ancak konjuge olmamış bilirubin, safra, safra tuzları, fosfolipidler, kolesterol, tiroksin ve diğer bazı maddeler ile birlikte enterohepatik dolaşıma girer.

Bilirubinin monoglukuronid ve diglukuronid formları stabil moleküller olmadığı için bağırsaktaki alkali ortamda non-enzimatik olarak, mukoza yüzeyindeki glukuronidaz ile de enzimatik olarak hemen konjuge olmamış bilirubin haline dönüşür. Bu bilirubin de karaciğere geri döner.

Bağırsaktaki bilirubin en çok duodenum ve kolondan emilir. Emilen miktar, diyetin cinsine ve miktarına göre değişmekle beraber, bağırsağa geçen bilirubinin yaklaşık %25 ‘inin geri emildiği düşünülmektedir. Yenidoğanda bağırsak florasının henüz gelişmemiş olması, bilirubinin ürobilinojene dönüşmesini azalttığı için bağırsaktaki bilirubin yükü artar.

AIDS tedavisinde yeni bir umut

Posted by Keops | Sağlık | Çarşamba 7 Temmuz 2010 16:50

Alman bilim adamları, HIV virüsünün yol açtığı AIDS hastalığını tedavi etmede yeni bir yöntem geliştirdi. Bilim adamlarının geliştirdikleri yöntemle HIV virüsünün çoğalması önleniyor.

Hamburg ve Nürnberg-Erlangen üniversitelerinin uzmanlarınca ortaklaşa geliştirilen tedavi yöntemi, HIV-1 virüsünün çoğalmasını önlüyor.
(daha fazla…)

Kepler, yeni gezegenler keşfetti

Posted by Keops | Genel | Pazar 10 Ocak 2010 18:16

Güneş Sistemi’nin dışında Dünya’ya benzer gezegenler bulmak için Mart 2009′da uzaya gönderilen Amerikan uzay teleskobu Kepler, ilk beş dış gezegen keşfini yaptı, ancak bunların yaşam barındırması için çok sıcak olduğu belirtildi.

Amerikan uzay araştırmaları kurumu NASA’nın Ames Araştırma Merkezindeki Kepler bilimsel ekibinin sorumlusu William Borucki, bu gözlemlerin güneş sistemlerinin nasıl oluştuğunu ve yıldızları ile gezegenlerini doğurmak için kozmik gaz ve toz diskinden nasıl geliştiğini anlamaya olanak sağladığını belirtti.

Borucki, bu hafta Washington’da başlayan 215. Amerikan Astronomi Birliği (AAS) toplantısı sebebiyle basına yaptığı açıklamada, bu keşiflerin aynı zamanda Kepler’in gözlem cihazlarının iyi çalıştığını ve tüm hedeflerini yerine getirebileceğini gösterdiğini kaydetti.

Kepler’in büyükten küçüğe dış gezegenlere son derece hassas ışın yoğunluğunu ölçmeye yarayan “fotometre” cihazının keşfettiği dış gezegenler, büyüklükleri ve aşırı sıcaklıklarından ötürü “sıcak Jüpiter” kategorisine dahil ediliyor.

Kepler 4b, 5b, 6b, 7b ve 8b adı verilen bu yeni 5 dış gezegenle birlikte, 1995′ten beri diğer teleskoplarla keşfedilen dış gezegen sayısı 415′e yükseldi.

Kepler’in keşfettiği bu beş dış gezegenin en küçüğü Neptün, en büyüğü ise Jüpiter’den daha büyük. Bir gaz devi olan Jüpiter, Dünya’dan 317 kat büyüklüğüyle Güneş Sistemi’nin en büyük gezegeni.

Bu beş dış gezegen, yıldızlarının etrafında 3,3′den 4,9 güne varan sürelerde dönüyor. Bu da bu gökcisimlerinin yıldızlarına çok yakın bulunduğunu, yüzey sıcaklıklarının lavın akıcı durumundan daha yüksek sıcaklık olan 1200 ile 1648 derece santigrat arasında olduğunu ve bilinen yaşam biçimine olanak tanımadığını gösteriyor.

Bu dış gezegenler, ayrıca Güneş’imizden çok daha büyük ve sıcak yıldızların yörüngesinde bulunuyor.

ABD’nin Maryland eyaletinin başkenti Baltimore’daki Uzay Teleskop Bilimi Enstitüsünden astrofizikçi Mario Livio, bu keşfin ardından, eğer uzayda, bir yıldızın etrafından insanların yaşamasına izin verecek mesafede bulunan ve ne çok sıcak, ne çok soğuk kayalık gezegen varsa onu bulacaklarını söyledi.

Kepler uzay teleskobu, 12 Mayıs 2009′da hizmete girmişti.

Geçen Mart ayında uzaya fırlatılan uzay teleskobu Kepler, hiçbir sınıflandırmaya girmeyen iki gök cismi de keşfetmişti.

Gizemli gök cisimleri bir gezegen için çok sıcak, bir yıldız olması için ise çok küçük boyutlarda. Kepler projesinin başında bulunan Bill Borucki, her iki gök cisminin bir yıldızın etrafında döndüğünü ve yıldızlarından binlerce derece santigrat daha sıcak olduğunu bildirmişti.

AA

Açlığa karşı yeni umut pamuk

Posted by Keops | Genel | Pazar 13 Aralık 2009 20:28

Alman “Die Welt” gazetesinin internet sayfasında çıkan haberde, bilim adamlarının, pamuğun çekirdeğindeki “gossypol” adı verilen zehirli maddeyi ayrıştırmayı başardığı belirtilerek, bunun açlığa karşı mücadelede çok önemli bir adım teşkil ettiği, dünyadaki pamuk tarlalarının 500 milyon insanı besleyebilecek kapasiteye sahip olduğu ifade edildi.

(daha fazla…)

BlockStock Teması

Posted by Keops | Genel,Wordpress | Salı 8 Aralık 2009 22:38

blockstockshot

Live Demo | BlockStock (695)
+ Featured Article Slideshow
+ Image on Articles (Automatic Resize)
+ Advertisement/Banner Ready
+ Gravatar on Comments
+ SEO Optimized
+ Works with the Latest Version of WordPress 2.8 (and below)
+ Threaded Comments
+ Featured Video
+ Flickr RSS
+ Animated Tag Cloud
+ XHTML BlockStock (413)
+ PSD BlockStock (396)

Plugins:
+ Flickr RSS Plugin (5546)
+ Featured Content Gallery (3881)
+ Animated Tag Cloud (5355)

DecoMagazine Teması

Posted by Keops | Genel,Wordpress | Salı 8 Aralık 2009 22:28

decomagshot

(daha fazla…)

Function Teması

Posted by Keops | Genel,Wordpress | Salı 8 Aralık 2009 21:02

functionmagshot

(daha fazla…)

1 / 512345